Bir masa, yalnızca üzerine bir şeyler koyduğumuz düz bir yüzey değildir. Bir araya gelmenin ritmini de belirler. Kenara bırakılan kitap, uzanılan bardak, boş kalan bir sandalye; her ayrıntı, orada nasıl yer açtığımızı hatırlatır. Masaya oturunca çevremizdeki insanlar bir anda aynı fikirde olmaz. Zaten iyi bir sohbetin değeri, aynı noktada buluşmasından çok, farklı yerlerden gelen bakışlara yer açmasında olabilir.
Bir şeyi paylaşmak için her zaman hazır bir cümle gerekmez. Bazen konu dağılır, bazen sessizlik uzar. Biri dinlerken öteki düşüncesini değiştirir; ortaya çıkan şey ilk baştaki fikirden daha geniş olabilir. Bu süreçte masanın biçimi kadar, acele etmeden kalabilmek de önem taşır. Herkesin kendine ait bir temposu vardır ve ortak konuşma bu tempolara dikkat ettiğinde daha rahat nefes alır.
Bu yüzden masayı bitmiş bir düzen gibi değil, birlikte kurulan bir davet gibi düşünüyoruz. Söz herkese aynı şekilde gelmeyebilir; kimi soruyla, kimi örnekle, kimi yalnızca dikkatle dinleyerek katılır. Bir arada olmak, herkesi aynılaştırmadan ortak bir alan yaratabilmektir. Masanın etrafında kalan şey de çoğu zaman yalnızca konuşulan konu değil, ona birlikte bakma biçimidir.
